Öncelikle online terapi, yüz yüze terapi ile aynı sistematik üzerinden ilerler. Seans süreleri, sıklıkları ve ilerleyiş süreci tıpkı yüz yüze seanslarda olduğu gibidir. Tek fark, yüz yüzede olanın online ortama (tablet, pc, telefon vs) taşınmasıdır. Kimileri, mimik ve jestlerin yansıtılmasında eksiklik yaratabileceğini söyleyerek online terapileri tercih etmese de kimileri ise zamandan tasarruf, daha kolay ulaşım, yorulmama gibi sebeplerle online terapileri tercih edebilmektedir. İkisi arasında anlamlı, bariz bir etkililik farkı olduğu bilinmemektedir.
Dolayısıyla yüz yüze seanslarda hangi teknik ve ekolleri kullanıyorsak aynılarını online terapilerde de kullanabiliriz.

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)

Bilişsel davranışçı terapi (BDT), bilişsel psikoloji ve davranışçı psikoterapi ilkelerini bir araya getiren, psikolojik sorunların tedavisinde etkili bir terapi yöntemidir. BDT, kişinin düşünce süreçlerinin ve davranışlarının duygusal ve zihinsel durumlarını etkileşimli bir şekilde ele alır. Terapi sürecinde, kişinin yanlış, olumsuz veya zararlı düşüncelerini ve davranışlarını fark etmesi, anlaması ve değiştirmesi hedeflenir.
BDT’nin temel varsayımı, insanların yaşadıkları olaylardan doğrudan etkilenen değil, olaylara yönelik algıları ve düşünce süreçleri nedeniyle duygusal ve davranışsal tepkiler verdiğidir. Yani, olaylar değil, bu olaylara ilişkin düşünce biçimleri ve yargıları, kişinin duygusal durumunu belirleyen ve davranışlarını etkileyen faktörlerdir.
BDT, depresyon, anksiyete bozuklukları, obsesif-kompulsif bozukluk, panik atak, sosyal anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu ve yeme bozuklukları gibi birçok psikolojik sorunun tedavisinde etkili bulunmuştur. Terapi süreci, kişinin motivasyonu ve terapiste olan güveni gibi faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterebilir ve genellikle kısa süreli tedavilerden biridir. Terapinin başarısı, kişinin kendi düşünce ve davranışlarını fark etmesi ve değiştirmesi konusundaki çabalarına dayanır.

Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT)

Kabul ve Kararlılık Terapisi (Acceptance and Commitment Therapy – ACT), psikolojik esenliği ve ruh sağlığını geliştirmeyi hedefleyen bir psikoterapi yaklaşımıdır. ACT, bilişsel davranışçı terapi (BDT) geleneğinden türetilmiş, fakat kendine özgü öğeleriyle ayrılan bir terapi modelidir. 1980’lerin ortalarında Steven C. Hayes tarafından geliştirilen bu terapi, özellikle duygusal rahatsızlık ve psikolojik zorluklarla başa çıkmak için etkili bir yaklaşım olarak kabul edilmiştir.

ACT’in temel prensipleri şunlardır:

Kabul: Kişilerin olumsuz düşünceleri, duyguları ve yaşantıları ile mücadele etmek yerine, onları kabul etmeleri ve bunlarla içsel bir uzlaşma sağlamaları teşvik edilir. Kişilerin acı ve hoş olmayan duygusal durumlarına karşı direnmek yerine, onlarla barışık bir şekilde var olmayı öğrenmeleri önemlidir.
Sezgi: ACT, kişilerin düşüncelerini ve inançlarını sadece düşünceler olarak görmelerini ve bunlara katılmamayı öğretir. Böylece, bireyler düşünceleri ile daha esnek bir ilişki kurabilirler ve düşüncelerin yönlendirmesine kapılmadan daha rahat bir şekilde hareket edebilirler.
Değerler: Kişilerin hayattaki önemli değerlerini belirlemeleri ve bu değerlere uygun davranışlar sergilemeleri teşvik edilir. ACT, değerlerle uyumlu davranışların, anlam ve amaç hissi yaratarak ruh sağlığı üzerinde olumlu etkisi olduğunu vurgular.
Kararlılık: Kişilerin yaşamda önemli değerlerine uygun davranışlar sergilemek için taahhüt etmeleri ve bu davranışları sürdürmeye yönelik adımlar atmaları önemlidir. ACT, kişileri değerlerine uygun kararlılıkla hareket etmeye teşvik eder.
Şimdiki An Farkındalığı: Kişilerin şu anı fark etmeleri, zihinlerinin geçmişteki pişmanlıklarda takılıp kalmaması ve gelecek kaygılarına kapılmaması önemlidir. Bilinçli bir şekilde şimdi anı yaşamak, acı veren düşünceler ve duygularla başa çıkmak için etkili bir yöntemdir.
ACT; depresyon, anksiyete, stres, bağımlılıklar, yeme bozuklukları ve kronik ağrı gibi bir dizi psikolojik sorunun tedavisinde etkili bulunmuştur. Terapi süreci, bireyin hedeflerine, içsel motivasyonuna ve terapistle olan işbirliğine dayanır.

Duygusal Odaklı Terapi (DOT)

Duygusal Odaklı Terapi (DOT), duygusal dürtüleri anlamayı, kabul etmeyi ve yönetmeyi vurgulayan bir psikoterapi yaklaşımıdır. Bu terapi modeli, duyguların hayatımızdaki önemini ve duygusal deneyimlerin ruh sağlığı üzerindeki etkisini odaklar. Duygusal Odaklı Terapi, Leslie Greenberg ve Sue Johnson gibi psikologlar tarafından geliştirilmiştir.

DOT, duygusal deneyimlerin ve bağlanma ilişkilerinin kişinin duygusal sağlığı ve refahı üzerinde önemli bir rol oynadığını kabul eder. Terapi sürecinde, duyguların anlamını anlamak, duygusal ifadeyi cesaretlendirmek, duygusal deneyimlerin altında yatan ihtiyaçları keşfetmek ve daha sağlıklı bir şekilde duygusal bağlanma kurmaya yönelik çalışmalar yapılır.

Duygusal odaklı terapide duyguların farkındalığı, duygusal deneyimlerin kabulü, duygusal ifade ve ifade edilme/etme, duygusal davranışların ve ihtiyaçların keşfi, bağlanma şekilleri ve duygusal sonuçları gibi noktalar esas ele alınan meselelerdir.

DOT, duygusal yoğunluk yaşayan kişilerle çalışmak ve duygusal bağlanma sorunları olan bireylerin ilişkilerini düzeltmeye yönelik etkili bir terapi yöntemidir. Duygusal Odaklı Terapi, depresyon, anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu, ilişki problemleri ve kişilerarası zorluklar gibi bir dizi psikolojik sorunun tedavisinde kullanılmaktadır. Terapi, bireyin ihtiyaçlarına, hedeflerine ve terapiste olan güvenine bağlı olarak değişiklik gösterir.

Çözüm Odaklı Terapi (ÇOT)

Çözüm Odaklı Terapi (Solution-Focused Therapy), kişinin mevcut sorunlarına odaklanmak yerine, çözüm ve hedeflere yönelik çalışan, kısa süreli ve etkili bir terapi yaklaşımıdır. Terapi sürecinde, kişinin güçlü yönleri ve geçmişteki başarıları vurgulanırken, sorunlar üzerinde yoğunlaşmak yerine çözümlere odaklanılır.
Çözüm Odaklı Terapi, depresyon, anksiyete, ilişki sorunları, bağımlılık ve aile içi çatışmalar gibi çeşitli psikolojik sorunların tedavisinde kullanılan etkili bir terapi yöntemidir. Hızlı sonuçlar almak isteyen, geleceğe yönelik çözümleri keşfetmek ve güçlü yönlerini vurgulamak isteyen kişiler için uygundur. Terapinin süresi, kişinin ihtiyaçlarına ve terapiste olan güvenine bağlı olarak değişiklik gösterir.

Psikanaliz, Sigmund Freud tarafından geliştirilen, insan davranışlarını, düşüncelerini ve duygularını anlamak ve tedavi etmek için kullanılan derinlemesine bir psikoterapi yöntemidir. Bu terapi modeli, bilinçdışı süreçlere ve geçmiş deneyimlerin kişinin şu anki davranışları üzerindeki etkisine odaklanır.
Psikanalizde, kişinin bilinçdışı düşünceleri, istekleri ve duyguları, terapistin rehberliğinde açığa çıkarılmaya çalışılır. Terapist, kişinin düşüncelerini ve duygularını serbestçe ifade etmesine olanak tanır ve bu süreçte bilinçdışında yer alan, farkında olmadığı içsel içerikleri keşfetmesine yardımcı olur.
Freud’a göre, insanların davranışlarının arkasında bilinçdışında yer alan içgüdüler, arzular ve çocukluk döneminden gelen deneyimler yatar. Bu nedenle, psikanalizde çocukluk çağındaki deneyimlerin önemi büyüktür ve geçmişte yaşanan olaylar, günümüzdeki sorunları ve davranışları şekillendiren faktörler olarak ele alınır.
Terapi sürecinde, terapistin yönlendirmesi ve analitik düşünce süreçleri kullanılarak, bilinçdışı içerikler ve düşünce kalıpları anlaşılmaya çalışılır. Kişi, kendi içsel süreçleri hakkında farkındalık geliştirdikçe, olumsuz davranış kalıplarını değiştirme ve daha sağlıklı bir zihinsel yapı oluşturma imkanı bulabilir.
Psikanaliz, psikoterapi alanında birçok diğer terapi yaklaşımına da ilham vermiştir. Günümüzde psikoterapi alanında farklı terapi modelleri kullanılmakta olup, psikanaliz, daha uzun süreli ve derinlemesine bir terapi yöntemi olarak kabul edilirken, diğer terapi modelleri daha kısa süreli ve problem odaklı olarak uygulanabilmektedir.