Telefon çaldığında aklınıza gelen ilk şey “Kötü bir haber mi var?” oluyor mu?
Çocuğunuz okuldan 10 dakika geç kalsa felaket senaryoları yazmaya mı başlıyorsunuz?
İşler yolunda gitse bile “Bu sessizlik hayra alamet değil, kesin bir aksilik çıkacak” diyerek gevşeyemiyor musunuz?
Eğer zihniniz sürekli bir “felaket tellalı” gibi çalışıyor ve siz kendinizi her an tetikte, diken üstünde hissediyorsanız; yaşadığınız durum basit bir endişe değil, Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) olabilir.
Herkes sınav öncesi, iş görüşmesi öncesi veya sağlık sorunlarında endişelenir. Bu “faydalı” bir kaygıdır, bizi tedbir almaya iter.
Ancak Yaygın Anksiyete Bozukluğu’nda;
Konu Yoktur: Ortada somut bir tehlike yokken bile kaygı vardır (Serbest Yüzen Kaygı).
Durdurulamaz: Kişi “Tamam, sakinleş” dese de zihnindeki o felaket senaryolarını durduramaz.
Orantısızdır: Küçük bir mesele (örn: eşinin telefonu açmaması), zihinde devasa bir krize (örn: kaza yaptı, öldü) dönüşür.
Bu hastalık sadece “kafada” yaşanmaz, bedeni de yorar. Çoğu danışanımız bize gelmeden önce kas ağrıları veya yorgunluk nedeniyle başka doktorlara gitmiş olur.
Kas Gerginliği: Özellikle omuz, boyun ve çene kaslarında kronik kasılma ve ağrılar.
Kronik Yorgunluk: Sabahları yorgun uyanma, gün içinde pili bitmiş gibi hissetme.
Uyku Sorunları: Yatağa girince günün olaylarını ve yarının planlarını düşünmekten uykuya dalamama.
Tahammülsüzlük: Ani seslere irkilme, çabuk sinirlenme.
Konsantrasyon güçlüğü, zihnin boşalmış gibi olması.
Belirsizliğe tahammülsüzlük (“Sonucu hemen bilmeliyim”).
Sürekli en kötü ihtimali düşünme.
Neden Olur? “Evhamlı Yapı” Kader midir?
Toplumumuzda buna “yapı meselesi” veya “pimpirikli olmak” denip geçilir. Oysa bu nörobiyolojik bir durumdur. Beynimizde tehlike algısını yöneten merkezlerin ve serotonin, noradrenalin gibi kimyasalların hassas çalışmasından kaynaklanır. Genetik yatkınlık, çocukluk çağı travmaları veya stresli yaşam olayları bu durumu tetikleyebilir. Yani bu sizin suçunuz veya zayıflığınız değildir.
Yaygın Anksiyete Bozukluğu, kendi kendine geçmez ancak tedavisi oldukça başarılıdır. Kliniğimizde Tıp Doktoru (Psikiyatrist) ve Psikoterapist kimliğimizle bütüncül bir yol izleriz.
Sürekli çalışan bir motorun hararet yapması gibi, beyniniz de sürekli kaygı üretmekten yorulmuştur. İlaç tedavileri (genellikle antidepresan grubu), beyindeki serotonin seviyesini düzenleyerek bu “sürekli alarm” halini kapatır. Kişi, olayları daha serinkanlı karşılamaya başlar. Tedavi bağımlılık yapmaz ve hekim kontrolünde güvenlidir.
İlaç zemini düzeltirken, terapi düşünce yapısını onarır. YAB’ın temelinde “Belirsizliğe Tahammülsüzlük” yatar. Terapide şunları çalışırız:
* “Ya olursa?” sorularının yerine gerçekçi ihtimalleri koymak.
* Belirsizlikle barışmak ve hayatın kontrol edilemez yanlarını kabullenmek.
* Endişeyi bir “problem çözme aracı” olarak kullanmayı bırakmak.
Hafif ve geçici kaygı durumları kendiliğinden hafifleyebilir. Ancak aylardır süren, günlük hayatı etkileyen bir kaygı hali genellikle profesyonel destek olmadan geçmez.
Yaygın Anksiyete Bozukluğu tedavisinde kullanılan antidepresan grubu ilaçlar bağımlılık yapmaz. Hekim kontrolünde ve doğru dozda kullanıldığında güvenlidir.
Hayır. Anksiyete sürekli, düşük yoğunluklu bir endişe hali; panik atak ise aniden gelen, çok yoğun ve kısa süreli bir korku nöbetidir. Detaylı bilgi için panik atak sayfamıza bakabilirsiniz.
Kadıköy Psikoterapi Merkezi olarak Caferağa Mühürdar Caddesi’ndeki kliniğimizde anksiyete bozukluğu tedavisini hem yüz yüze hem de online olarak sunuyoruz. Türkiye’nin her yerinden ve yurt dışından danışanlarımız, güvenli video görüşme platformu üzerinden bize ulaşabiliyor.